Almanya Road Trip Gün 3: Berlin

Çarşamba, Mayıs 04, 2016




3. günün sabahında, Can'ın bugün hava güzel olacakmış beyanıyla incecik giyinip, bugünkü ilk durağımız olan KaDeWe'ye doğru yola çıktık. İtiraf etmeliyim ki hava epey serindi, ama hava durumu uygulamasını açıp öğlene doğru havanın 20 derece olacağını görünce çok üzerinde durmadım. Metrodan indiğimizde rüzgar şiddetini iyice arttırmıştı ama sonuçta hava ısınacaktı değil mi? Azıcık serin havadan zarar gelmez deyip, KaDeWe'nin karşısındaki Kamps'ta kahvaltı etmek üzere yerimizi aldık. Kamps, Almanya genelinde sık sık karşılaşabileceğiniz bir fırın zinciri. Çok lezzetli ürünleri var -ve ister kahvaltı için olsun ister öğleden sonra tatlı bir şeyler atıştırmak için- pişman olmayacağınız seçeneklerle dolu. Özellikle pamuk gibi dokusuyla bir çeşit cheesecake olan Kaesetorte'yi bir kenara not alın derim.

Kahvaltıdan sonra, Berlin'in alamet-i farikalarından KaDeWe'ye girdik. KaDeWe bir alışveriş merkezi ama ona sıradan bir avm muamelesi yapmak ayıp olur. Mimarisi, havası ve özellikle üst kattaki efsane pastacı Lenotre, müthiş ürünlerle dolu gıda  marketi ve insanın kendini kaybetmesi için çok uygun bir nokta olan çikolata bölümü... Ah o çikolata bölümü...

Yemek içmek tabii ki harika ama benim için KaDeWe'nin en güzel yanlarından biri kırtasiye bölümü! (Ehm, bir de giriş katındaki Urban Decay standı...). İçeride normalde geçireceğimizden biraz daha fazla oyalandık ki saat 12 olsun, hava ısınsın. Nitekim sallana sallana gezmemizi bitirdiğimizde saat  hakikaten de 12 civarıydı (süper zamanlama!). Ancak planımızda olmayan bir şey oldu... KaDeWe'den ayrılmak üzere çıkış kapısına ulaştığımızda şahane bir manzara bizi bekliyordu: FIRTINA!

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, sert bir rüzgar esiyor ve hava sıcaklığı yükselmeyi bırakın en son bıraktığımızın en az 5-6 derece altında seyrediyordu. O sırada şu hava durumu aplikasyonunu, hani şu 20 derece göstereni bir yeniden kontrol etmeye karar verdik. Fakat kendisi ısrarla güneşli bir günü gösteriyor, sıcaklık 20 derece ve üzerinde görünüyordu. Nasıl, neden diye düşünürken, sizin de muhtemelen şu an düşündüğünüz hatayı yapmamış olmayı dileyerek pencereyi yeniledik. Hani acaba dünde mi kalmıştı hava durumu?
Fakat hayır, güncel bir bilgiydi karşımızdaki. 20 derece. Güneşli. İstanbul.

İstanbul...

Evet gerçekten bunu yaptığımıza inanamıyorum ama yapmıştık işte. Üzerimizde tiril tiril kıyafetlerle yakalandığımız bu cici bahar fırtınasını (en acilinden bir polar ve yağmurluk edindikten sonra) Ku'damm caddesi üzerinde yürüyerek, kahve içerek ve Kaiser-Wilhelm-Gedächtniskirche'yi ziyaret ederek geçirdik. 1895 yılında açılan kilise, 1943 yılındaki hava bombardımanları sırasında büyük hasar görüyor ve kasıtlı olarak restore edilmiyor, savaşa karşı bir anıt olarak gökyüzüne yükseliyor. Çok uzun süredir restorasyon sebebiyle kapalı olan içine bir süredir girilebiliyor. Berlin'e gidiliyorsa kesinlikle görülemsi gereken bir minik odacık burası çünkü içerideki mozaikler müthiş!







Biz kiliseden ayrılırken hava da yumuşadı, yağmur durdu. Ku'damm üzerinde yürüyüşümüz de daha keyifli bir hal aldı böylece. Ku'damm'ın en güzel noktalarından biri Käthe Wohlfahrt. İçeride fotoğraf çekmenin yasak olduğu bu inanılmaz dükkan bir yılbaşı cenneti, adeta kış çocuklarının Valhalla'sı! İçerisi milyon renkte, boyda ve çeşitte yılbaşı ağacı süsleriyle dolu bu efsane dükkan yılın her dönemi açık. Can'la beraber gözümüz dönmüş şekilde süsler seçip, dışarı çıkınca daha kışa çoook zaman olduğunu algılayınca, bu sene yılbaşını temmuzda kutlamaya karar verdik. Ağacı kurmak için kasıma kadar kim bekleyecek çünkü değil mi? (Bu son paragraf yaz çocuklarına muhtemelen bir şeyler ifade etmedi ama bizim için yaz başından Eylül 1'e gün saymak hayatımızın bir parçası... Stark göçmeniyiz sanırım.)

Bu küçük winter wonderland gezisinin ardından, Karstadt'ta biraz kırtasiye/kitap/ev eşyalarına bakındık. Onca yer varken neden Karstadt sorusuna vereceğim en önemli cevap: Paperchase! Süper tatlı İngiliz kırtasiye markası Paperchase'in bazı ürünlerini, Ku'damm'daki Karstadt'ın en alt katında bulabiliyorsunuz. Kırtasiye düşkünlerine Berlin için verilebilecek en kilit ipuçlarından birini de vermiş oluyorum bu şekilde, şimdiden iyi eğlenceler!

Ardından yemek için Vapiano'ya gittik. Civarda bol bol turistik, menüsü Comic Sans ile 8 dilde yazılmış sıkıcı restoran olduğundan Vapiano bu bölgede geçirilecek bir gün için oldukça iyi bir seçim. Ücretsiz wifi da bonus tabii! Yemekten sonra pin koleksiyonuma bir yenisini daha katmak üzere Hard Rock Cafe'ye uğrayıp, otele dönüş yoluna geçtik. Siz de koleksiyon yapmayı sever misiniz? Senelerdir besleyip büyüttüğüm minik pin koleksiyonum hakkında da yakın zamanda bir yazı gelecek. O zaman daha ayrıntılı konuşuruz (hehe).

Akşam için planımız yine çok önceden belirleyip iple çektiğimiz bir yer üzerineydi: The Bird!

Otelden The Bird'e ufak bir yürüyüş yaparak ulaştık. Sakin Berlin sokaklarında yürümenin keyfi bambaşka. Üstelik yol üzerinde öyle tatlı butik dükkanlar ve kafeler vardı ki, bir dahaki gelişimde bu rotayı didikleyeceğim, bir kenara not aldım. Yürürken bir ikinci el plakçıda içinde düğündeki  dans şarkımızın da olduğu Grease'in plağını görünce neşemizi tahmin edersiniz! Bu tatlı tesadüfün şerefine, o da bizimle geldi tabii! Kimbilir bizden önce kimlerin evindeydi, kimler dinledi, kimler dans etti bu plakla... İkinci el eşyaların duygusu da tılsımı da çok başka...









Gelelim The Bird'e... Berlin ister vejetaryen olun, ister etçil, tam bir burger cenneti! The Bird'de bu burger restoranları arasında en iyilerden biri. Bir kez daha patateslere hak ettikleri sevgiyi göstermek istiyorum: Patatesler şahane! Yalnız The Bird'e kalabalık bir saatte gidiliyorsa mutlaka rezervasyon yaptırmalı. Yoksa kapıda bekleyip masaların boşalmasını beklemek zorunda kalabilirsiniz. O durumda da beklemeye  devam etmeli zaten, emin olun beklediğinize değecek... Her zamanki gibi muhteşem bir lezzet karşıladı bizi The Bird'de, üstelik yine aynı süperlikte vejetaryen burger de mevcut!





Üçüncü günü de bu şekilde tamamladıktan sonra, artık Berlin'deki son (ve diğer günlere göre daha sakin geçecek) günümüze hazırdık... 

Sevgiler

You Might Also Like

4 yorum

  1. Ne yapıyorum, niye döndüm bu şehre ben derken Meriç'in Berlin yazılarına denk geldim. Ohh mis. Bu arada Berlin müthiş, senin anlatımın harika ama ben en çok şuna değinmek istiyorum sanıyorum ki böyle bir şeyi honey moon tadında gerçekleştirdiniz ve siz ne kadar tatlı bir çiftsiniz. Böyle bir "road trip" macerası yapan çiftler görmek maalesef mümkün değil, hep sıkıcı sıkıcı otel tatilleri yapıyorlar. Bir kez daha tebrik ediyorum, bir gün de yolumuz Berlin'de kesişir umarım<3

    YanıtlaSil
  2. Beraber gitmeliyiz, beraber gitmeliyiz, beraber gitmeliyiz.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız değerli, haydi sohbete katılın!

We Have A Rule

We Have A Rule

Yasal Uyarı

Bu sitedeki tüm metin ve görseller, telif hakkı yasası ile korunmaktadır. İzinsiz ve kaynak göstermeden kullanımı, yasanın ihlali sebebi ile kullanan kişi hakkında yasal işlem başlatma sebebi sayılır.

Twitter

Subscribe