Almanya Road Trip Gün 2: Berlin

Cuma, Nisan 29, 2016

Işıklar, kamera, kahve!
İkinci güne hazır mıyız?


Sabah hala inanamadığımız bir şekilde, alarmsız, saatsiz, kendi kendimize saat 7'de uyandıktan sonra, eh madem uyandık kendimizi dışarı atalım dedik. Önümüzdeki diğer 12 gün gibi, bugünün de planını önceden yapmış olduğum için (merhaba Monica) istikametimiz belliydi: The Barn!

Yol üstünde şahane bir kiraz ağacı ile karşılaştık. Kendisi o kadar güzel, o kadar toz pembe, o kadar prensesti ki fotoğraflarını çekmeye doyamadım.







Kiraz çiçekleri ile zor da olsa vedalaştıktan sonra The Barn'a ulaştık. Peki neden gidilebilecek onca yer varken yeniden The Barn? Çünkü muhteşem kahve. Öyle böyle değil. Mega kahve... Kahvaltı için ben vejetaryen bir avokadolu-turplu sandviç seçtim, tatlı olarak da abartmayalım diye düşünüp bir adet pasteis de nata aldık fakat pişman olduk. O kadar lezzetli ve tazeydi ki keşke kişi başı ikişer tane alsaymışız diye geçirdik içimizden o minnacık son lokmayı yutmaya kıyamazken... Kahveler yine Mbrizi'ydi (ki şu an bu satırları yazarken bir kendisi bana eşlik ediyor.  Hakkındaki düşüncelerimi ayrı bir coffee talk yazısında yazacağım).








Kahvaltıdan sonra hedefimiz Naturkunde Museum'du. Berlin'de gezip görülecek çok sayıda müze var, bizim burayı seçme nedenimiz ise içinde bulunan kocaman dinozor fosilleriydi! Can da ben de daha önce dinozor fosili görmemiştik hiç, haliyle müthiş heyecanlıydık. Sırf bu ziyaretimiz için dinozorlu geçici dövmeler bile yaptık. Dinozorların büyüklüğü karşısında hayran bir şekilde; zaman zaman Ross Geller'ın kulaklarını çınlatarak, zaman zaman da öğrendiklerimize şaşırarak bu kocaman müzeyi gezdik. Berlin'e gidecek olan varsa, kesinlikle görmenizi tavsiye edeceğim şahane bir müze Naturkunde Museum. İçeride dev bir Tyrannosaurus Rex var bir kere, daha ne olsun!








































Müzeden sekiz yaşında çocuklar gibi şen çıktıktan sonra, metroyla birkaç durak uzağımızdaki Fressnapf'a doğru yolculuğa çıktık. Fressnapf bir evcil hayvan süpermarketi. Yani benim için bir nev-i harikalar diyarı. İçeride kediler, köpekler, kuşlar, balıklar, tavşanlar ve hamsterlar için öyle güzel şeyler var ki, insan raflar arasında "Yaaaa, oooo, AAA, uuu" diye sesli harfler eşliğinde koşuştururken ufak çapta bir çılgınlık yaşıyor. O çılgınlıktan olacak gerek ki Fressnapf'ta hiç fotoğraf çekmemişim. Buradan Maya'ya yarım bavul kadar ödül maması, tasma, şampuan, oyuncak ve benzeri taşıdım, o kadar sevindi ki! Berlin'e her gelişimde Fressnapf'a uğrar, Maya için bir şeyler alırım, ama bundan önce hep bir başka şubesine gidiyordum. Wedding'teki bu şubesi çok daha büyükmüş, gideceklere not olsun. Ayrıca içeride kediler için de öyle tatlı, öyle minnoş şeyler vardı ki, neden hala bir kedimiz yok diye düşündük!




Maya'cığımızı hediyelerle şımarttıktan sonra ellerimizdeki torbaları odaya bırakmak üzere Gorki Apartments'in yolunu tuttuk. Yol üzerinde bir başka Berlin vazgeçilmezi olan "Do You Read Me?"ye girdim. Do You Read Me içi uluslararası yayınlarla, harika ve sonsuz çeşitli dergilerle dolu, ayrıca bir de ufak sanat/gezi/yemek kitabı seçkisine sahip harika bir dükkancık. Oradan The Gentlewoman, Cereal ve Four&Sons'un yeni sayılarını aldım. Favori dergilerim arasında olan bu üçlüyü kısaca özetlemek gerekirse:

The Gentlewoman Senede iki kere yayınlanan bu şahane dergi, kendisine konu olarak güçlü, gerçek,  espri anlayışı gelişmiş, şahane kadınları ve tarzlarını konu alıyor. Oldukça kaliteli konu, görsel ve gazetecilik örnekleriyle dolu bu dergiyi elinize alıp uzun saatler boyu keyifle okuyabilir, ilham üstüne ilham alabilirsiniz.
Cereal şahane bir ekip tarafından özenle hazırlanan minimalist bir seyahat/lifestyle/yemek zevki dergisi. Öyle güzel ve sade fotoğraflar kullanıyorlar ki, insanın içinde aynı anda hem uzak diyarlara doğru bir keşfe çıkma, hem de oturup sıfırdan bir dergi yaratma isteği uyanıyor.
Four&Sons: Bugüne kadar yayınlanmış en süper dergilerden biri! Konusu köpekler ve kültür, daha ne olsun! Harika bir girişim, kaliteli görseller, köpekseverlerin ilgisini çekecek bir sürü konu... Örneğin bu sayının içinde Pekin'deki sekiz yüz yıllık yollarında ortaya çıkan araba-köpek karşılaşmalarından, Alexandra Horowitz'in ünlü Inside of a Dog'undan bir bölüme, çalışan köpeklerin hayatından, ana konusu köpekler olan harika sanat çalışmalarına kadar insanı doyuran ve mutlu eden 135 sayfa var! Keşke yılda iki kere değil de dört kere çıksa dedirtiyor!

Otele varıp elimizdekileri bıraktıktan sonra yürüye yürüye Rosenthaler Str.'de bulunan Revolver Burger'e gittik. Artık ikimizin de karnında ziller çalıyordu. Revolver Burger minicik ama şahane lezzetleri içinde barındıran bir yer. Tadı kolayı andıran bir çeşit limonata olan Fritz Kola'yı pek seviyorum. Özellikle burger tarzı yemeklerin yanında çok iyi gidiyor. Revolver'in vejetaryen burgerinin de oldukça iyi olduğunu buraya eklemeliyim. Hem karnım doysun hem gözüm diyenler için Revolver Burger güzel seçenek!






Yemekten sonra Friedrich Str.'ye yürüyüşe başladık. Yol üzerinde kocaman bir Moleskine Store görünce dayanamayıp içeri dalıverdik! Can da ben de çok seviyoruz bu cici defterleri. O gün bizim şansımıza yeni sezon ürünlerle dolu koliler açılıyordu. Kolilerden çıkan Game of Thrones'lu defterleri görünce minik bir çığlık attığımı inkar edemeyeceğim! Er ya da geç, winter is coming! Bir de yeni ajandamı aldım, aslında yeni ajanda alım tarihim genelde hazirandır (bir buçuk senelik ajandalar temmuzdan başlar çünkü) ama karşımda Küçük Prens vardı ve bence temmuza kadar beklemeye değerdi... Oradan çıkıp yol üstünde biraz parkta oturduk, biraz Alte Nationale Galerie'nin bahçesinde oyalandık, öğleden sonra güneşinin altında tin tin yürüdük.












Friedrich Str.'de iki kısa (ehehe) durağımız oldu, biri Lush (♥) diğeri de her kitap kurdunun hayallerini süsleyecek Dussmann! Dev kitapçı Dussmann'da içime sine sine gezeceksem 7-8 saat geçirmem gerekir, öyle kocaman bir yer. Sadece Almanca değil, İngilizce bölümü de oldukça geniş. Bizim şansımıza yarısı tadilattaydı, o yüzden fazla zaman geçirmedik, ama yine okumak için sabırsızlandığım birkaç kitapla çıktım bu koca binadan. 

Buradan sonra istikametimiz Brandenburger Tor oldu. Öğleden sonra kahvemizi Berlin'in sembollerinden belki de en önemlisi olan kapıya karşı içmeye karar verdik, hem perişan olmuş ayaklarımız da biraz dinlenirdi böylece... Kahvemizi içtikten sonra LaFayette istikametinde biraz yürüdük, sonra da marketten akşam için biraz meyve ve çay alıp otelimizin yolunu tuttuk.






21.000'er adım attığımız bu dopdolu günün ardından yorgun ama keyifli, üçüncü günümüze hazırdık!

Sevgiler

You Might Also Like

6 yorum

  1. Bu seriyi bayılarak takip edeceğimden eminim artık. Ne güzel yerler! Hele dinazorlar!!! (buradan DR (hıı doktor evet) Ross Geller'a sevgilerimizi sunarız) Saçlarına bayıldığımı söylemiş miydim? Tamam o zaman kaçtım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahaha büyük harflerle DOKTOR hem de :))
      Çok teşekkür ederim, öpücükler!

      Sil
  2. meriiic fotograflara bayildim! cok guzel!

    YanıtlaSil
  3. Yeniden merhaba <3
    1. Sizi her gördüğümde içimden maşallah diyorum gerçekten tam bir çiftsiniz.
    2. Müzenin içindeki fotoğrafta üstündeki ceketi çok beğendim. Modelini tam olarak anlayamasam da duruşu çok hoş görünüyor.
    3. Moleskine ajanda süper ötesi...
    4. Geçen yaz Berlin'e gitmiştim fakat sadece 1 güncük geçirebildim. O farklı havasını hissetmeme yetti. Fotoğraflara bakarken iç geçirdim.
    Bu seri daha ne kadar devam edecek bilmiyorum ama merakla bekliyorum. <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Bu şahane yorum için teşekkür ederim! Çok mutlu oldum. <3
      2. Üzerimdeki kapşonlu bir bomber ceket, tam her şeyin üzerine giymelik :)
      3. Ajanda için de adeta gün sayıyorum! Az kaldı sayılır temmuza...
      4. Umarım en kısa zamanda yeniden gidersin Berlin'e, hatta bu vesileyle seni gezi planlaması yapmak için motive etmiş olayım :) <3
      Serinin bitmesine bir bu kadar daha var sanırım, yavaş yavaş da olsa tamamlıyorum yazıları :) Çok çok sevgiler!
      <3

      Sil

Yorumlarınız değerli, haydi sohbete katılın!

We Have A Rule

We Have A Rule

Yasal Uyarı

Bu sitedeki tüm metin ve görseller, telif hakkı yasası ile korunmaktadır. İzinsiz ve kaynak göstermeden kullanımı, yasanın ihlali sebebi ile kullanan kişi hakkında yasal işlem başlatma sebebi sayılır.

Twitter

Subscribe