Almanya Road Trip Gün 1: Berlin

Cuma, Nisan 22, 2016


1 çift, 1 araba, 1 ülke...

Bayanlar baylar, dev bir yazı dizisinin ilk ayağına hepiniz hoş geldiniz! Paws+Heels blog gururla sunar: Almanya Road Trip!

Balayında ne yapalım sorusunu bundan uzun zaman önce ilk sorduğumuzda aklımıza gelen fikirler çok çeşitliydi aslında... Cruise gezisinde pineklemek, Akdeniz'e kıyısı olan bir İtalyan/Fransız/İspanyol şehrinde pineklemek, lololollili tarzında bir ismi olan egzotik bir adaya uçup orada pineklemek, Toskana'da sessiz sakin bir bağ otelinde pineklemek...

Fakat sırf ismi "balayı" diye iki koca haftayı pinekleyerek geçirmek istemediğimize karar vermemiz uzun sürmedi. Üstelik nisan başında henüz tam olarak kıştan çıkamamış Avrupa'da denize girmek çok da mantıklı değildi, sırf sıcaklar diye lilililololo adaları da uçakta vakit geçirmek konusunda büyük sıkıntı yaşayan bizler için biraz büyük bir fedakarlık olacaktı. Toskana eylülde güzel (aslında her yer eylülde güzel), Cruise da arkadaşlarla... Derken bir ışık yandı kafamızda; senelerdir yapmayı planladığımız şu road trip için daha uygun bir zaman olamazdı! Neticede pineklemeli tatil her zaman yapılırdı, aralıksız 2 hafta varken elimizde kendisini hunharca harcamaya gönlümüz razı gelmedi ve plan netleşti.

"Ayy balayında nereye gidiyorsunuz?"
"Almanya ♥ !"
"Hmm..."

Tamam kabul ediyoruz, çok alışılagelmiş bir seçim değildi belki ama dolu dolu geçen ve her anında "iyi ki" dediğimiz bir tatil oldu! Almanya'nın şahane doğası, güzel şehirleri, tarihi yapıları, düzenliliği, yemekleri, gezip görecek yerlerin çokluğu derken koskoca iki hafta nasıl geçti anlamadık. Resmen tadı damağımızda kaldı.

Avrupa'nın birçok bölgesi road trip için oldukça uygun. Yollar rahat, herkes trafik kurallarına uyuyor, trafik diye bir şey zaten yok ve yol boyunca hep şahane manzaralar size eşlik ediyor. Benzer bir tatil planlayanlar için iyi bir rehber olacağını düşündüğüm için, hem rotamızı, hem de orada geçirdiğimiz günleri anlatacağım.

Biz bu gezide çok dağılmak istemediğimiz için kuzey (Hamburg, Bremen, Kiel) ve güney Almanya'nın bir kısmını (Münih, Nürnberg, Bavyera köyleri) başka gezilerde keşfedilmek üzere rotamızın dışında bıraktık. Yolculuğumuzu 6 şehir üzerinden planladık:

  • Berlin
  • Hannover
  • Frankfurt
  • Würzburg
  • Bamberg
  • Leipzig
(ve dönüş için yeniden Berlin )

Böylece başladığımız yere geri dönerek çemberi tamamlamış olduk. Şimdi sözü daha fazla uzatmıyor ve sizi ilk günün yazısı ile baş başa bırakıyorum!

1. Gün: Berlin

Türk Hava Yolları ile İstanbul Atatürk Havaalanı'ndan, Berlin Tegel Havaalanı'na  uçtuk. Bir gecikme olmazsa uçuş İstanbul-Berlin arası 2 saat 35 dakika sürüyor. Havaalanına indikten sonra bir taksiye atlayıp önümüzdek 4 gün boyunca bizi ağırlayacak olan otelimizin yolunu tuttuk: Gorki Apartments.

Gorki Apartments Rosenthaler Platz'ın dibinde, lokasyon açısından şahane bir noktada. Şahane mimarisiyle insanı kendine hayran bırakan binadan çıkıp 15-20 adım atıyorsunuz ve metroya ulaşıyorsunuz.

Küçük dairemize adım attığımız ilk anda aşık olduk desem yeridir! Öyle cici ve zevkli döşenmiş minik bir dairecik ki, insana daha ilk dakikadan "ev" hissi veriyor. Biz bavullarımızı yerleştirirken kapı çaldı ve çok şeker bir sürpriz yaptı Gorki ekibi: Bizim için elleriyle kocaman bir kart yazıp bir şişe şampanya ile hediye ettiler! O kadar hoşumuza gitti ki... Balayı çiftine şampanya ikramı alışılmış bir şey olsa da koskocaman bir kart yazmak nedir, hem de elle! Zaten odanın güzelliği ile tavlanmıştık ama bu güzel jestle kalbimizi tamamen kazandılar.







Bavulları içeri yerleştirip balkonda biraz soluklandıktan sonra kendimizi dışarı attık. İlk durağımız iyi birer kahve ve atıştırmalık için çok sevdiğim The Barn'dı. Ben capuccino içtim, Can ise kahve (hatta daha spesifik olmak gerekirse Mbrizi içti ki çok beğendiğimizden bir paket de yanımızda getirdik. Tıpkı Bokasso gibi onun da incelemesi yakın zamanda blogda olacak). Bir havuçlu bir tane de browniemsi kek aldık. Bir kez gideceğiz ne yiyelim diyenler olursa... Yoğun çikolata severlere ikincisini şiddetle tavsiye etsem de, bir havuçlu kek sevdalısı olarak benim tercihim kesinlikle ilki olacaktır. Özellikle kek dilimlerinin arasında kullandıkları krema mükemmeldi!


Oradan tın tın şekilde Alexanderplatz'a doğru yürüdük. Berlin'e her geldiğimde ilk gün ne yapıp edip yolumu buraya düşürmeye çalışırım. Evet mimari şaheserleri, tarihi bir çeşmesi, ya da minik cafeleri yok bu meydanın, ama nedense bana mutluluk veren bir his kaplıyor içimi buraya gelince. Berlin'i selamlıyormuşum gibi (ya da mesela kalbiymiş burası şehrin) uzun uzun vakit geçirmektense bir merhaba demek için uğranan, kaotik bir meydancık Alexanderplatz.

Meydana vardığımızda hala Paskalya için kurulmuş olan standları kaldırmadıklarını görüp sevindik. Atlıkarınca, yiyecek-içecek standları, ufak tefek hediyelikler satılan tezgahlar ve süslemeler derken ortalık epey keyifliydi.

Önceden listeme yazdığım bir kaç ufak tefek şey vardı Berlin'den almak istediğim, onları ilk günden aradan çıkaralım dedik ve önce Saturn'e (Merhaba Rowenta Brush Activ ) sonra da Alexa'ya (2007 yılında açılan, Berlin'in ikinci en büyük alışveriş merkezi) girdik. Girdik girmesine ama sabahın erken saatlerinden beri ayağımda olan ayakkabının ızdırabı da bizimle birlikte girdi içeri... Böyle bir vurma yok, attığım her adımda sanki ayakkabı jülyen biçimde doğruyor beni. Tabii ki böyle anların gözüpek kurtarıcısı H&M'de aldık soluğu. "Hallo schatz, bize en 10 Euro'luğundan bir ayakkabı" dedik ve böylece 2 haftalık gezi boyunca havanın güzel olduğu her gün giydiğim siyah bez ayakkabılarıma kavuşmuş oldum (itiraf: oldum olası sevmişimdir ihtiyaçtan doğan ve günü kurtaran ayaküstü alışverişleri).



Ayakları kurtardıktan sonra bir klasik olarak dergilerimi almak üzere dergiciye uğradım. Her gidişimde mutlaka edindiğim, ya da giden olursa rica ettiğim dergileri de daha sonra ayrı bir yazıda anlatacağım ama şu kadarını söylemeliyim ki Almanya bir dergisever için harikalar diyarı. Ardından ne zamandır aklımda olan Mix&Go smoothie blenderı için WMF'e ve son olarak da akşam için içecek/atıştırmalık bir şeyler almak üzere markete girerek Alexa'dan ayrıldık.

Hava o kadar güzeldi ki içeri girmek istemedik ve Alexanderplatz'a yerleştirilmiş masalardan birine kurulduk. Yaşasın street food! Hemen birer bira ve patates kapıp yumuşacık havanın tadını çıkardık. Ben patatesle yetindim ama Can Berlin'e gelmişken ünlü curry wurst'u es geçmedi. Bir süre daha atlıkarıncanın ışıklarını izleyip otelimizin yolunu tuttuk.








Buraya kadar okumayı başaran herkesi öncelikle tebrik ediyorum, sonra da "devamı pek yakında gelecek" diyorum... Sırada Berlin'deki ilk tam günümüz var. Peki neler mi yaptık? Hatta kalın!

Sevgiler

You Might Also Like

2 yorum

  1. Saçların, siz ikiniz, gözleriniz ne harika ne güzel. Bayıldım!! Almanya gitmek istediğim ülkeler listesinde ilk 5'te. Ben fikre bayıldım. Balayında Almanya!

    Biraz uzak kaldım bu aralar ama kapatacağım farkı :) Tebrikler tekrardan Meriç'cim <3

    YanıtlaSil
  2. Anca fırsat bulup okuyabildim ve bir doz melankoli sardı :) Nerede benim currywurst'um, biram?! Almanya'nın pek çoklarının göremediği bir albenisi var gerçekten; ki ben bile senelerce Münih'te yaşamama rağmen bunu oldukça geç fark ettim. Eminim harika bir seyahat olmuştur. Devamını, fotoğraflarını, önerilerini bekliyorum :) Ve kocaman tebrikler tatlım! Hep mutlu olun <3

    YanıtlaSil

Yorumlarınız değerli, haydi sohbete katılın!

We Have A Rule

We Have A Rule

Yasal Uyarı

Bu sitedeki tüm metin ve görseller, telif hakkı yasası ile korunmaktadır. İzinsiz ve kaynak göstermeden kullanımı, yasanın ihlali sebebi ile kullanan kişi hakkında yasal işlem başlatma sebebi sayılır.

Twitter

Subscribe